7 Ocak 2014 Salı

Asil Harap - 3 - Erzak

    
      Harapdiyar’ın acımasız soğuğu, yüzünü ve ellerini yakıyordu.
    Yaedler eldivenlerini, pelerinlerini ve atkılarını almış, yalnızca soğuk geçirmeyen akrilon cinsi kumaştan üniformalarını bırakmışlardı ve donmalarını engelleyen yegane şey de buydu. Üniformanın bir uzantısı olan başlıkları, kulaklarının donmasını önlüyordu, fakat yine de Vortix o kadar üşümüştü ki ki, başına hiç dinmek bilmeyen keskin bir ağrı saplanmıştı. Yüzünü hiç hissetmiyordu ve buz gibi havayı içine her çekişinde soğuğun nüfuz edişini hissediyordu.

    Elleri bileklerinden, kolları ise gövdesine bağlanmıştı. Diz boyu karların arasında bata çıka yürürken dengesini sağlamakta güçlük çekiyordu. Her birinin başındaki bir nöbetçi, silahlarıyla dürterek onları hızlı yürümeye zorluyordu. Sabahın erken saatlerinde yürümeye başladıklarından beri, çatışmada ağır yaralanıp gün içinde ölen yaedleri parçalayıp karların altına saklamak için duraklamaları sayılmazsa hiç mola vermemişlerdi.
    Vortix’in tek kolunu kestiği Yaed, yol boyunca ortalarda görünmemişti. Yaedlerin hepsini birbirine benzettiği için, karların arasına gömdüklerinin içinde olup olmadığından emin olamıyordu. Fazla umurunda da değildi. Tek Kol olsa da olmasa da onları kötü günler bekliyordu.
    Yaed şefi grubun en başında yürüyor, onları güney batı istikametine, yani Harapkale’nin tam zıt yönüne götürüyordu. Kaleden olabildiğince çabuk uzaklaşmak istemeleri şaşırtıcı değildi. Bir başka Harap birliğiyle karşılaşmak istemiyorlardı. Endişeleri yersizdi, çünkü zaten gittikleri istikamette görevli bir başka takım yoktu. Eğer bir mucize eseri Yüzbaşı Alhain’in birliği görev bölgelerinden biraz daha kuzey batıya gitmek için bir sebep bulurlarsa, karşılaşmaları ihtimali vardı. Yüzbaşı, sekiz kişilik takımıyla yaedleri yenemeyecek olsa da, en azından kaleye haber gönderebilir ve onları takip edebilirdi. Tabi bu yalnızca iyimser bir hayaldi.
    Şaman, grubun önlerinde, şefin biraz gerisinde yürüyordu. Sanki çevresinde görünmez bir duvar varmışçasına diğer yaedler şamanla aralarında belli bir mesafe bırakmışlardı. Vortix en son ne zaman bir Yaed şamanının Harapdiyar’a ayak bastığını bilmiyordu, ama yakın zamanda olduğunu da sanmıyordu. Üstelik tuhaf olan, yalnızca şamanın varlığı değil, bu kadar kalabalık bir yaed grubunun varlığıydı. Dağlardaki bütün geçitler ya Haraplar tarafından takip edilir, ya da imha edilirdi. Ufak tefek grupların gözden kaçtığı olurdu, fakat kırk kişilik bir güruh muhakkak dikkat çekerdi. Haraplara yakalanmadan bu kadar güneye inebilmelerinin Vortix’in aklına gelen tek açıklaması, yeni bir geçit bulmuş olmalarıydı. 423 yılında yaşananların tekrarlamaması için Harapların o geçidi bulup kapatması gerekiyordu.
    On büyük ve sayısız küçük Yaed kabilesinin güçlerini birleştirmesi ve büyük bir ordu halinde güneye inip Varostan şehrini kuşatmasıyla sonuçlanan 423 akını, Harapkale’nin geçmişinde tek ve devasa bir kara lekeydi. O akını ordunun büyüklüğü karşısında sayılarının yetersiz kalmasından dolayı durduramamış, fakat kullandıkları geçidi kapatarak bozguna uğratıldıktan sonra geri dönmelerini güçleştirmişlerdi. Yaedler o akından sonra büyük kayıplara uğramış, akına öncülük eden kabile savaştan sonra kayıplara karışmış, kalan dokuz büyük kabilenin hiçbiri bir daha güçlerini birleştirmemişlerdi.
    Bugüne kadar.
    Vortix etrafındaki savaşçıların üzerinde en az üç farklı kabile sembolü görmüştü. Yaedlerin kabileler arası savaşları, araları kan davalı kabileleri olduğunu biliyordu. Farklı kabilelere ait savaşçıların birbirlerini boğazlamadan yan yana durabilmeleri ve yanlarında bir şaman oluşu tek bir anlama geliyordu: Yaed yeniden büyük bir akın düzenleyecekti!
    Hava daha fazla ilerlemelerine izin vermeyecek kadar karardığında durdular. Yanındaki nöbetçi onu sertçe karların arasında itti. Vücudunun etrafını saran karların soğuğu bir an için Vortix’in nefesini kesmişti. Bağırmamak için kendini zor tuttu. Nöbetçi, şimdilik ihtiyaç duymayacağı bacaklarını bağladıktan sonra Vortix Luudman’ın yanına yuvarlandı. Rovas Luudman’ın diğer tarafında, Anaç ise Vortix’in yanında yatıyor, ısınmak için birbirlerine olabildiğince yakın duruyorlardı. Kuzeyden esen sert rüzgarı Anaç’ın iri cüssesi büyük oranda kesiyordu, fakat yine de soğuktan ve yorgunluktan uyuyup uyuyamayacağını merak etti.
    Rovas’la bir kez göz göze geldiklerinde, Vortix kendini kötü hissederek gözlerini kaçırdı. Yarı-yaed dostları için henüz yas tutmaya vakit bulamamıştı ve az önce Rovas’la göz göze geldiğinde, Zabu’nun ölümünün acısı göğsünü dağlamıştı. Zabu için tuhaf bir suçluluk duyuyordu. Sanki onun ölümü, Rovas’ın yaşamasını bu kadar çok istediği için Vortix’in suçuydu. Kiejain’le aralarında yaptıkları alçakça bir anlaşmanın sonucuymuş gibi. Tanrıların yıldızları gökyüzünde yerlerini alırken Vortix Kiejain’inkine düşmanlıkla baktı. Bütün tanrılar oradan sessizce, umursamazca Harapları izliyorlardı.
    Yattıkları yerden uzakta bir ateş yakıldı. Kısa bir süre sonra pişmekte olan etlerin kokusu gelmeye başladı. Harapları doğrultup ellerine sert, odun parçası gibi görünen bir şey tutuşturdular. Ağızlarındaki bağları çıkardılar. Luudman odun parçasını ağzına götürüp isteksizce kemirmeye koyuldu. Guruldayan midesi ona başka seçenek bırakmayınca Vortix de yiyecekten bir parça ısırdı. Tadı ciddi şekilde ağaç kabuğunu andırıyordu. Yaedlerin yaşadıkları bölgede toprakta bitki yetişmiyordu, fakat bazı kayaların üzerinde büyüyen kabuğumsu bitkiler ve mantarlar vardı. Bunlar ve nadiren bulunan yırtıcı hayvanlar, insan köylerini yağmalayamadıkları zamanlar yaedlerin temel gıdasını oluşturuyordu.
    Ağaç kabuğunu kemirirken burnuna gelen et kokuları midesinin isyanla guruldamasına sebep oldu. Yemeğine çoktan razı gelmiş olduğu için, önüne atılan bir parmak büyüklüğündeki et parçasına şaşkınlıkla baktı. Bir yaed, arkadaşlarının ellerine de birer parça et tutuşturduktan sonra kenara geçip yemelerini bekledi.
    Etin sıcaklığı Vortix’in parmaklarını ısıtıyor, buharı burun deliklerini doldurup ağzını sulandırıyordu. İştahla bir ısırık aldı. Tadı, alışkın olduğu bir hayvanın etine benzemiyordu, fakat yenmeyecek gibi değildi.
    Anaç’ın yaed dilinde konuştuğunu duyduğunda, ikinci ısırığını almaya hazırlanıyordu. Etraflarında tuhaf karşılanacak kadar çok sayıda yaed toplanmış, sırıtan ifadelerle Anaç’ın öfkeyle köpürmesini izliyorlardı. Luudman yarı dehşet, yarı öfkeyle ellerinin arasındaki ete bakıyordu. Luudman’ın yanındaki Rovas öğürerek diğer tarafa kusmaya başladı.
    Etle ilgili bir sorun vardı. Zehirli miydi? Bu çok gereksiz değil miydi?
   Ne olduğunu anlayınca öne eğilip öğürerek Rovas’ı taklit etti. Midesindeki birkaç parça ağaç kabuğunu çiğnediği etle birlikte geri çıkardı. Şimdi neden hemen öldürülmek yerine esir alındıklarını anlamıştı.
    Harapdiyar’da av hayvanı bulunmazdı. Erzaklarını mümkün olduğunca taze tutmak zorundalardı.
  Luudman sanki yeterince dikkatli bakarsa elindeki etin ölen hangi arkadaşlarına ait olduğunu anlayabilecekmiş gibi gözünü kırpmadan kucağına bakıyordu. Anaç’ın öfkeli çırpınışları, başlarda etraflarına toplanmış yaedleri eğlendirmiş olsa da, hakaretleri ağırlaşmış olmalı ki, onu birkaç tekme ve yumrukla susturup yeniden ağzını bağladılar. Yeterince yediklerine kanaat getirip diğerlerinin ağızlarını da bağlarlarken Vortix yol boyunca taşıdıkları, dibi kanlı iki çuvala, içlerinde ölen silah arkadaşlarını taşıdıkları erzak çuvallarına baktı.
    Çuvallar gözüne fazlasıyla küçük görünmüştü.

Asil Harap - 2 - Tanrıların Lideri
Asil Harap - 4 - Atlar