14 Ocak 2014 Salı

Asil Harap - 4 - Atlar


     Atlar, sabah uyandığında aklına gelen ilk düşünceydi.
    Aklına gelmesi neden bu kadar uzun sürmüştü? Endişeyle atına ne olduğunu düşündü. Ardından, çabuk gelen bir rahatlamayla ölmedikleri kanısına vardı. Eğer atları baskın esnasında ölmüş olsaydı, dün akşam yemeğinde arkadaşlarından birinin değil, atlarının etini yiyor olurlardı. Bu durumda hepsinin kaçtığı sonucuna vardı. Acaba Harapkale’nin yolunu bulabilecekler miydi? Luudman’ın yaşlı kısrağının yolu hatırlıyor olacağından emindi. Harapkale’ye ulaştıkları zaman ise hiç değilse kaledekiler Yedinci Takımın başlarının belada olduğunu anlayabilirlerdi.
    En yakın dostu tarafından hediye edilmiş, safkan bir Dalmar savaş atıydı Toz. On yıldır onunla birlikteydi. Vücudu koyu kahverengi, bacakları siyah, güçlü, cesur, dayanıklı ve oldukça iri bir kısraktı. Asabi bir yapısı olan savaş atına Vortix’ten başka ancak Kaenn, atı ona hediye eden arkadaşı yaklaşabilirdi. Diğer bütün insanlara karşı o kadar saldırgandı ki, ahırlarda seyisler arasında Toz’un bakımını kimin yapacağına ilişkin çöp çekildiğini duymuştu. Bu yüzden Harapkale’ye gelince de atların bakımından sorumlu seyis çıraklarından hiçbirini ata yaklaştırmayıp, her türlü bakımını kendisi yapacağını söylemişti.
    Vortix atına o kadar düşkündü ki, ülkesini terk ederken onu geride bırakmayı aklının ucundan bile geçirememişti. Onunla kurduğu duygusal bağ bir yana, Toz, ona Kaenn’in hediyesiydi.
    Ülkesinden gelirken yanında getirdiği ikinci bir hatıra da değerli kılıcıydı. Onu yaedlerin aldığından emindi. Öyle güzel ve üstelik dünyanın en pahalı metali olan ejderpulundan yapılma bir silahı karların arasında kaybolmaya bırakmazlardı. Silahın yaedlerin elinde oyuncak olacak olması neredeyse canını yakıyordu. Dev vortixi yanına alırken ciddi bir vicdan muhasebesi yapmıştı. Doğru olan şey, sadece kendi ailesinin öğrenme ve kullanma izni olan yadigarı; ender bulunan bir Gahase Fra yapımı nadir kılıcı, erkek kardeşine bırakmasıydı. Ama kılıcın ona yüklediği sorumluluğu hâlâ hissediyordu ve bunu unutmamak için silaha ihtiyacı vardı. Şimdi öldükten sonra vortixinin bir şekilde Laeld’e ulaşabilmesini isterdi, ama pek öyle olacağa benzemiyordu. Buruk bir gülüşle babasının öfkeden deliye döneceğini düşündü. Şimdiye kadar yeterince kızıp utanmadıysa bile vortixin yaedlerin elinde olduğunu duyunca ne hale gelecekti kim bilir?
    O sabah yürüyüşe başlamak için ayağa kalktıklarında hafifçe başı döndü; açlık ve yorgunluk yeni yeni kendilerini belli etmeye başlamışlardı. Üstelik diz boyu karlara bata çıka yürümek, olduğundan daha yorucuydu. Rüzgâr önceki günden daha şiddetliydi. Bir süre sonra Anaç, kötü bir şekilde öksürmeye başladı.
    Vortix omzunun üzerinden hemen arkasında yürüyen yapılı adama baktı. Anaç, içlerinde en irisiydi. Biraz da kilolu sayılırdı. Bu kadar harika yemek yapabilen biri için az bir şey kilolu olmanın anlaşılabilir olduğunu düşünürlerdi hep. İşin ilginç yanı ise Anaç, kendisi yemektense, dostlarını yedirmekten daha çok hoşlanırdı. En tedariksiz zamanlarında bile ellerinde olanlarla yaptığı yemekler annelerinin yemekleriyle yarışabileceğinden Anaç ismini almıştı. Sevecen, ilgili ve sahiplenici havası da bu isimle iyi uyum sağlamıştı. Şimdi de yaedlerin midesini doyuracağı düşüncesi korkunçtu.
    Vortix ani ve kuvvetli bir öfkeyle bu düşünceye karşı çıktı. Umudunu kaybetmek, kaderini kabullenmek, pes etmek ona yakışmıyordu. Yemek falan olmayacaklardı. Kaçmanın bir yolunu bulmalıydı. Yüzbaşı Luudman, Rovas’ın önünde uysalca yürüyordu. Yakalandıklarından beri hiçbir şey yapmamıştı. Yapabileceğinden değil ama, hiçbir şey denememişti bile. Zabu öldürülürken kılını bile kıpırdatmamıştı. Ölümü bu kadar çabuk kabullenmiş olması Vortix’i sinirlendirdi. Hayır, o ne yapıp edip silah arkadaşlarıyla birlikte kaçmaya çalışacaktı!
    Yürüyüş esnasında bunu yapmaları imkânsızdı, çünkü bütün grubun tam ortasında yürüyorlardı. Mola verildiğinde başlarında üç nöbetçi bırakılıyordu. Nöbetçilerin yemek yediği anı kollayabileceğini düşündü. Birbirlerine yakın oturuyor ve konuşuyorlardı. Ama esirleri yine grubun oldukça yakınında tutuyor olduklarından, yaedler uykuya dalmadan kaçmaya çalışmaları çok zordu. Daha sonra bütün kamp alanını gözlemeleri için, biri başlarında olmak üzere dört nöbetçi bırakılıyordu. Üç yaed, kampın etrafında düzenli bir şekilde volta atarken, yalnızca biri başlarında oturuyordu. En uygun zaman işte oydu.
    Ama kollarındaki ve bacaklarındaki iplerden kurtulamadan hiçbir şey yapamazlardı. Kalın bir halatla elleri bileklerinden birbirilerine, kolları ise dirseklerinden gövdesine bağlanmıştı. Ellerini gövdesinden ancak bir karış uzaklaştırabiliyordu. İşe önce bileklerindeki ipleri gevşetmeye çalışarak başlayacaktı. Yol boyunca kendine bunu uğraş edindi. Ne var ki ipler o kadar sıkı ve kat kat sarılmıştı ki, akşam olup da kamp kurmak için durduklarında bileklerini kanatmaktan başka bir şey yapamamıştı.
    Kanayan bileklerini kara gömmek için kendini yüz üstü karların üzerine attı. Rüzgar acımasızca uğuldayarak kulaklarını ısırdı. Diğerleri de oldukları yerde çökmüşlerdi. Ama Anaç, fazladan birkaç adım daha atıp Vortix’i geçti ve onun biraz ötesine yattı. Hareketinin sebebini merak eden Vortix başını kaldırıp ona baktı. Anaç da onun gibi bir şeyler mi çeviriyordu? Ama bitkin görünüşlü devin mavi gözleri boş bir ifadeyle önüne bakıyordu. Geçen seferki gibi yine sırtını kuzeye verip yan dönmüştü. Bir numara yoktu. Sonra Vortix rüzgarın uğultusunun ciddi ölçüde azaldığını fark etti.
    Başını yapabildiği kadar yukarı kaldırıp Anaç’a doğru öfkeli bir ses çıkardı. Aptal herif, ne yapmaya çalışıyordu? Anaç ona bakıp yalnızca yorgunca gülümsedi ve öksürdü. Aptal herif, o koca cüssesiyle aklı sıra onlar için rüzgârı kesmeye çalışıyordu. Tam da onun düşünebileceği bir şeydi! Anaç sonunda gözlerini kaçırana kadar Vortix öfkeyle ona bakmaya devam etti ve üçüncü kez, aptal herif, diye düşündü içi burkularak.
    O gece onlara yiyecek verilmedi. Su ihtiyaçlarını yaedlerin de yaptığı gibi ağız dolusu kar alıp erittikten sonra içerek giderdiler. Vortix elleri hâlâ görünmeyecek şekilde bedeninin altında kalarak yan döndü ve uyku bastırana kadar ipleri gevşetmeye çalışmaya devam etti. Uyumak için sırtüstü döndüğünde yine Kiejain’in parlak yıldızını görmek zorunda kalmaktan nefret etti.

Asil Harap Bölüm 3 - Erzak
Asil Harap Bölüm 5 - Bronz Kartal