![]() |
Temsili resim |
Sabah olduğunda elleri zonkluyordu. Yüzüstü
dönüp bileklerini kara bastıramadan ayağa kaldırıldılar. O kadar acıyorlardı
ki, ellerini kımıldatamıyordu bile. Her adımıyla birlikte bileklerindeki
kırmızı yaralar iplere sürttükçe içinden acıyla lanet okuyordu. Kahrolası ipler
gevşememişlerdi bile. Anlaşılan onları gevşeterek kurtulma hayali buraya
kadardı. Başka bir yol bulmalıydı.
Güneybatı yönünde aralıksız devam
ediyorlardı. Harapkale’den yeterince uzaklaştıkları için, yaed şefi günde iki
molaya izin verecek kadar rahatlamıştı. Her durduklarında Vortix, yaralı
bileklerini karlara gömerek acısını dindirmeye çalışıyordu. Yaraları kötü olsa
da, soğuk yüzünden fazla kanamıyorlardı.
Vortix’in esir düşmeden önce kolunu kestiği
yaed, her molada esirlerin etrafında tehditkarca dolanıyordu. Vortix’in canını
yakmak istediğini, fakat esirlere zarar verilmesinin yasak olduğunu bildiği
için bunu yapamadığını, yine de bir fırsat kolladığını belirtmek için elinden
geleni yapıyordu. Vortix onun tehditkâr voltalarını ciddiye bile almıyordu.
Durumları zaten yeterince kötüydü ve Tek Kol’un bunu daha da kötüleştirmek için
verebileceği fazla bir zarar yoktu.
Üçüncü günün gecesi mola verilene kadar
Anaç’ın öksürükleri gittikçe kötüleşmişti. Hem soğuktan hem de yorgunluktan sık
sık tökezlemeye başlamışlardı. Aralıksız titriyorlardı ve bilinçlerini kaybedip
donma uykusuna girmelerini engelleyen
tek şey, vücut ısılarını dışarı vermeyen akrilon üniformalarıydı. Açıkta kalan
yüzlerini ve ellerini soğuğun binlerce dişi ısırıyor gibiydi. Yürürlerken sık sık
dizlerinin üzerine düştüler ve başlarındaki nöbetçilerin hırçın destekleri
olmadan kalkamayacak duruma geldiler.
Durduklarında Vortix kendini yere atmadan
önce göz ucuyla Anaç’a baktı. Kendini onun yatacağı yere göre ayarlayıp rüzgarı
bu kez kendisi yiyecekti. Anaç da aynı düşünceyle kaşlarını çatarak Vortix’in
yatmasını bekledi. Kuzey tarafına yatmak için birbirlerinin etrafında dönerken
nöbetçileri huysuzca müdahale edip ikisini de oldukları yere itti. Vortix
zaferle başını kaldırıp ağzındaki bağın gerisinden gülümseye çalışırken, Anaç
gözlerini kısmış, gerçekten sinirlenmiş görünüyordu.
Vortix rüzgara doğru döndü. Dizlerini kırıp
başını eğerek göğsünü rüzgardan koruyor, aynı zamanda sızlayan bileklerini de
karda tutuyordu. Soğuk hiç değilse bileklerinin acısını hemen dindiriyordu.
Başlarındaki nöbetçilerin ayağa kalkıp
huzursuzca kıpırdandıklarını duyunca, isteksizce başını göğsünden kaldırdı. Şamanın giydiği postun korkunç suratı ve dişleriyle karşılaşınca hem şaşırdı
hem içi ürperdi. İlk düşündüğü şey, Haraplara kötü bir şey yapacak olduğuydu.
Fakat hiçbir şey yapmadı. Yalnızca uzun bir süre onlara baktı. Ardından
nöbetçilerine döndü. Kısa bir komut verdi ve nöbetçilerin korku ağırlıklı bir
saygıyla başını eğip anladıklarını belirtmesini bile beklemeden dönüp uzaklaştı.
Nöbetçilerden biri yanlarından ayrıldı.
Vortix omzunun üzerinden Luudman ve Anaç’a baktı. Ne söylediğini anlamış
olmalılardı. Endişelenmesi gerekip gerekmediğine dair onlardan bir ipucu almaya
çalıştı. İkisi de biraz huzursuz görünüyordu, fakat paniklemiş değillerdi.
Vortix başını yeniden göğsüne indirdi ve sık sık temkinli bir şekilde etrafına
göz gezdirerek dinlenmeye çalıştı.
Yarım saat kadar sonra nöbetçi, yanında
başka birkaç yaedle birlikte geri döndü. Elinde büyükçe bir kap taşıyordu. İki
yaed Vortix’i kollarından tutup esirlerden uzağa sürüklediler. Vortix kaptan
gelen et kokularını duyduğunda çırpınmaya başladı. Biri önünden biri arkasından
sıkıca tutup çırpınmasını engellerken, bir başka yaed Vortix’in ağzındaki bağı
çözdü ve zorla ağzını açtı. Kabı taşıyan yaed, haşlanmış ve ezilip bulamaç
kıvamına getirilmiş etleri Vortix’in boğazından içeri itmeye başladı. Vortix
bütün gücüyle mücadele ediyor, öğürürken boğazından aşağı kayan sıcak etlerin
ne eti -kimin eti- olduğunu düşünmemeye çalışıyordu, fakat bu mümkün değildi.
Sonunda iki avuç kadar et yedirdikten
sonra, yaedler Vortix’in ağzını yeniden bağlayıp onu yerine götürdüler ve bu kez
Anaç’ı aldılar. Vortix de çoğu erkeğe göre iri ve yapılı bir cüsseye sahip
olsa da, Anaç yaedleri çok daha fazla uğraştırdı. Karşılığında yalnızca etini
değil, bol miktarda da dayak yedi ve ağzı bağlanıp yerine götürüldü. Luudman ve
Rovas da mücadelelerinden farklı bir sonuç alamadılar. Anlaşılan şaman, ne
olursa olsun beslenmelerini emretmişti.
Vortix endişeyle kamp alanına göz gezdirdi.
Yalnızca tek bir erzak torbası kalmıştı ve o da yaedlerin yeme hızına bakılırsa
ertesi akşam biterdi. Kimsenin elinde o ağaç kabuğuna benzer yiyeceklerden de
görmemişti. Etten başka erzakları kalmamış olmalıydı. Yarından sonraki gün, içlerinden birini öldüreceklerdi!
Anaç’ın hırıltılı öksürükleri geceyi yardı.
Hem en irileri hem de en hastaları olduğu için ilk onu öldürecekleri çok
açıktı. Rovas’ı cüsse olarak daha küçük olduğu için muhtemelen kendisinden
sonraya bırakacaklardı. Ne yapıp edip kaçmanın bir yolunu bulmalıydı. Bunun
için iplerinden kurtulması gerekiyordu. Onu yapmanın tek yolu ise kesici bir
şeyler bulmaktı. Zemin diz boyu kar olmasa belki kenarı keskin bir taş
bulabilirdi. Yaedlerden birinin üzerinden keskin bir şey, ufacık bir metal
parçası alabilse…
Mide bulantısını yatıştırmak için sırtüstü
yattı. Eğer kusarsa ağzındaki bağ yüzünden boğulabileceğinin bilincinde olarak
burnundan derin derin nefes almaya çalıştı. Ya karnı doyduğundan ya da
mücadelesinden kaynaklanıyor olsa gerek, biraz önceki kadar üşümüyordu.
Kiejain’in yıldızı yukarıda hâlâ kayıtsızca onları izliyordu.
*
Luudman’ın boyun eğmiş sessizliği Vortix’in
gittikçe daha çok sinirine dokunmaya başlamıştı. Adamları besi hayvanları gibi
kesilmeyi beklerken, o nasıl bu kadar umursamaz görünebiliyordu? Hiçbiriyle göz
göze bile gelmiyordu. Kendini tamamen onlardan soyutlamış gibiydi. Kaçınıyordu.
Adeta adamlarının öleceğini kabullenmeye, kendini o ana hazırlamaya
çalışıyordu. Bu yüzden mücadele edip umutsuzluğu daha acı bir şekilde tecrübe
etmemek için şimdi, ayağını suya alıştırır gibi yavaş yavaş kabulleniyordu.
İşte Vortix’i kızdıran şey buydu. Luudman’ın yasını, acısını, mücadelesini hak
ediyorlardı. Bunu anlatmak için yol boyunca Luudman’la göz teması kurmaya
çalışmış, ama başaramamıştı.
Akşam olduğunda Vortix yine kuzey tarafına
yatabilmek için Anaç’ı kollamaya başladı. Derken yerde ay ışığını yansıtan
hafif bir parıltı gördü. Yaedlerin de onu fark edecek olmalarından
endişelenerek hiç düşünmeden kendini metal parçasının üzerine attı. Anaç da bu
fırsattan istifade ederek yine onlara rüzgarı taşıyan kuzey tarafına yattı.
Vortix metal parçasını ellerinin arasında
karın içinde tutarak bir süre yüz üstü yattı. Nesnenin yaedlerin dikkatini
çekmediğinden emin olmalıydı. Nöbetçilerin ayaklarını bağlamak için
yaklaştıklarını duyunca aceleyle parçayı karın içine olabildiğince derine
gömmeye çalıştı. Yaedler onu sırtüstü çevirdiklerinde en yakınındakinin
çenesine huysuz bir tekme attı. Nefesini kesen sert bir yumrukla
ödüllendirildikten sonra bacakları ayak bileklerinden ve dizlerinden bağlandı.
Nöbetçiler diğer Harapların yanına giderlerken acıyla kıvranarak yan döndü ve
yeniden metali gömdüğü yerin üzerine kapandı.
Yaedler yalnızca birkaç metre uzaklarına
gidip oturmak için kendilerine karda yer hazırlarken, Vortix doğal hareketlerle
nesneyi eline almıştı. Önce dokunarak inceledi. İplerini kesmek için
kullanabileceği, kısmen keskin kenarları ve ince bir zinciri olan bir şeydi bu.
Bir kolye? Kendine engel olamayıp merakla başını eğdi. Kanatlarını iki yana
açmış, kartal şeklinde bronz renkli, avuçiçi büyüklüğündeki kolyeyi görür
görmez tanıdı. Yolları ve yolcuları gözeten, özgürlük ve rüzgar tanrısı Zaon’un
simgesini Yüzbaşı Luudman’ın boynunda defalarca görmüştü. Kartalın kanatlarının alt
kısmındaki tüyler tırtıklı bir bıçak gibi sivri ve keskindi. Zinciri zorlanıp kopmuş görünüyordu.
Heyecanını belli etmemeye çalışarak dönüp Luudman’a
baktı. Kurnaz piç, gözlerindeki kıvılcımı nasıl da saklamıştı! Gözleri yalnızca
bir anlığına buluşup acele etmesini söylediler. Hemen ardından hayattan ümidini
kesmiş sönüklüğüne geri döndüler. O kadar umutsuz görünüyordu ki, yaedler ona
dikkat etmeyi gerekli görmemişlerdi bile.
Vortix ipleri üzerinde çalışmaya başlamak
için ortalığın olabildiğince sakinleşmesini bekledi. Bu olduğunda da dikkat
çekmemek için mümkün olduğunca yavaş ve sakin hareket etmeye çalıştı. Ne var ki
ipler kalın, kartalın kanatları ise yeterince keskin değildi ve çok yavaş
ilerleme kaydediyordu. Yorgunluğuna direnip bütün gece uğraştı ve bileğini
saran iplerden birini, sertçe çekip koparabileceği birkaç tel kalana kadar
kesti. Bileğindeki iplerden bu şekilde kurtulabilirdi, ama dirsek hizasında
vücudunun etrafını saran ipleri de kesmediği sürece kurtulması mümkün değildi.
Onlara ulaşabilmesi ise çok zordu. Kolyeyi bileğinin iç tarafına alıp yukarı
uzatırsa kartalın kanadının ucuyla ancak dokunabiliyordu. Üstelik o da kolyenin
büyük kısmını görülebilir şekilde açıkta bırakmasına sebep oluyordu. Yaedler uyuyup
başlarında tek nöbetçi kaldığında, sürekli göz ucuyla nöbetçiyi kolaçan etmek
suretiyle, çok ama çok ağır ilerleyerek devam etti.
O akşam yemek yemediler ve ne kadar aç
olsalar da, bunun için minnettardılar. Fakat yaedlerin son erzak torbası o gece
bitti.
Asil Harap - Bölüm 4 - Atlar
Asil Harap - Bölüm 6 - Sis
Asil Harap - Bölüm 4 - Atlar
Asil Harap - Bölüm 6 - Sis
Okuduğum en iyi bölümün bu olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Her saniyesi ile oradaydım, o sakin köşe kapmacayı Vortix ve Anaç ile birlikte yaşadım, Luudman'ın planını ise yüzümde ilginç bir tebessüm ile birlikte okudum. Basit, ama iyi bir kurtuluş şansı yarattı bu plan bizimkilere... Şahsen bir on bölüm daha sürse bu esaret ben bıkmadan okurdum; çünkü o kadar güzel ve iyi aktardın Yaed'leri ve Harap'ların esaretini...
YanıtlaSilGel gelelim bölümün en etkileyici yanı kapanışıydı. "Yaed'lerin son erzak torbası o gece bitti," sözcüklerinde aklımda hemen türlü teori ve hikaye dönmeye başladı. Ben, bu şekilde yavaş; ama kararlı ilerleyen hikayelere bayılıyorum.
Bir sonraki bölümün gelmesi çok uzun sürmez umarım. Ellerine, kalem ve klavyene sağlık.
Güzel yorumların için teşekkür ederim, sevgili Gorath. Ben açıkçası bu bölüm acaba biraz tiksindirici mi oldu diye düşünüyordum. Hani ne eti yedikleri düşünülürse, yemek yeme sahnesi rahatsız edici mi oldu acaba diyordum. Ama öyle bir sıkıntı yok sanırım. Bir on bölüm daha sürebilir herhalde diye tahmin ediyorum. Özellikle bundan sonraki bölümün etkileyici olduğunu tahmin ediyorum. Birkaç güne kadar koyarım :)
YanıtlaSil