6 Ağustos 2014 Çarşamba

Kurgu Dışı - Kelebek ve Kan

Temsili

Kadın lobiye gelip eşinin bacağının kanadığını söylediğinde sonrasında olacaklar için hiç hazırlıklı değildim.

Doktora ihtiyacı olup olmadığını sordum, evet dedi. Resepsiyondaki arkadaşlarım anlaşmalı doktorumuzu aradılar. Kesildi mi bacağı, nasıl bir şey diye sordum doktora daha fazla bilgi verebilmek için, bana damarının patladığını ve çok fazla kanadığını söyledi. Arkadaşlar bunu aynen doktora aktarırken ben kadınla birlikte havuz başına gittim. Bir yandan da damar nasıl patlar ya, diye düşünüyordum.

Damar bayağı patlamıştı ve adamın oturmakta olduğu şezlongun etrafı kan içinde kalmıştı. İçimdeki küçük misafir ilişkileri sorumlusu, neyse ki ön sıradaki şezlongların görüntüyü kapattığını ve diğer misafirlerin fazla panik olmayacağını düşünüyordu.


Adamın bacağı, sanki birisi kalın uçlu bir kurşun kalemi batırmış gibi delinmiş, kanıyordu. Hemen gidip gazlı bez, peçete ve pamuk buldum, yaranın üzerine bastırdım. Adam parmağıyla deliği kapatmıştı ve çeker çekmez kan resmen fışkırdı. Bir yandan gazlı beze sardığım pamuklarla deliği bastırıyor, bir yandan peçetelerle kan içinde kalmış bacağı temizliyordum. Doktor gelene kadar ilk bastırdığım bez kan içinde kalmış, ikincisine geçmiştim ve yerler kan ve kanlı peçetelerle doluydu. O görüntü karşısında nasıl bayılmadığıma hâlâ şaşarım. Sanırım o anda görev ve sorumluluk duygusu tuhaf bir soğukkanlılık bahşetmişti bana.

Adama bunun nasıl olduğunu sordum. Bilmediğini söyledi. Bir an yüzüyormuş, havuzdan çıkmış ve bacağı kanamaya başlamış. Çok kilolu, kel, kırklı yaşlarında, neşeli bir adamdı. Akrabalarından biri güneşten korumak için başına hasır bir şapka taktı, o ise doktoru beklerken sigara yaktı. On dakika bile olmadan doktor varmıştı, ama bana çok daha uzun bir süre gibi gelmişti.

Doktor yaraya adam gibi bir pansuman yaptı, sonra tansiyonunu ölçtü ve tansiyonunun çok yüksek çıktığını ve onu hastaneye götürmesi gerektiğini söyledi. Ambulansı aradı, akrabaları pasaportunu ve sigorta kağıtlarını getirdi, ben adamın kanlı ayağını temizleyip terlik giymesine yardım ettim. Lobiye gidene kadar bacağı yeniden kanamaya başladı, doktor bir kere daha pansuman yapmak zorunda kaldı. Ama adam gayet neşeli, akrabalarına espriler yaparak, aman alt tarafı azıcık kanadı, önemli bir şey değildir, havasında kendi başına yürüyerek ambulansa bindi.

Aradan dört saat geçti, ben masamda otururken önümden ağlayarak bir kızın geçtiğini gördüm. Yanında başka bir kadın onu sakinleştirmeye çalışıyordu. Diğer misafirleri panikletmemek için sakin görünmem gerekiyordu ama peşlerinden giderken koşasım geldi. Restoranın arka tarafındaki bahçede, hastaneye giden adamın bütün akrabaları toplanmışlardı!

İki genç kız (adamın kızlarıymış) ağlıyor, müthiş uzun boylu, iri yarı, sağ eliyle sol kulağını tutamayacak kadar kaslı ve çarşafları bir gün değişmese sizi dövebilecekmiş gibi sürekli asık suratlı ve kalın sesli adam (o da oğluymuş) onları azarlar gibi sakinleştirmeye çalışıyordu. Sorunun cevabından ölesiye korkarak ne olduğunu sordum. Diğerlerinden biraz daha sakin ama şokta gibi görünen bir kadın, “Heart Failure,” dedi. (Kalp yetmezliği)

Ben heart kelimesini duyar duymaz tamam, adam gitti dedim. Hemen adamın tatlı neşeli yüzü aklıma geldi, gülerek ve espriler yaparak ambulansa binişi… Daha birkaç saat önce sapasağlamdı, hiçbir şeyi yoktu. Kalbi falan durmuş herhalde böyle ağladıklarına göre dedim. Ne yapmam gerektiğini, nasıl tepki vereceğimi şaşırdım. Adamın oğlu, daha bir şey belli olmadan ağlamayın, diye kızları azarlayınca en küçük kız kardeşleri de ağlamaya başladı. Yaşlı bir adam çocuğu sakinleştirmeye çalıştı, ben hastaneyi arayacağımızı söyleyerek ön büroya koştum. Hastane arandı, bu esnada akrabalar taksi istedi, dört kişi arabaya doluşup hastaneye gittiler. Adamın oğlu, küçük kız ve yaşlı bir kadın geride kaldı. Ön büro şefimiz hastaneyle görüşmesini bitirdi, adamın kalbinin falan durmadığını, ama kalp yetmezliği yaşadığını söyledi. Tansiyonu çok yüksekmiş ve bir türlü düşüremiyorlarmış. Ama yoğun bakımda falan bile değilmiş, yalnızca normal bir hastane odasında gözlem altında tutuyorlarmış.

İki gün hastaneden çıkmadı adam ve ben iki gün boyunca her an kötü bir haber gelecek diye neredeyse onlar kadar endişendim. Bardaki çocuklardan birinin, “Yahu adam günde beş öğün burada Snack Bar’dan yemek yiyordu, duble duble hamburgerler, biralar falan,” demesi, neden böyle olduğuyla ilgili net bir fikir veriyordu aslında. Adam doktoru beklerken oturup sigara yakmıştı ya! Burada sıcak da tetiklemiş, tansiyonu fırlamış falan. Hâlâ durup dururken bacağının kanamasını anlayabilmiş değilim, ama olaydan sonra yeme içmeme inanılmaz dikkat etmeye, daha sağlıklı yaşamaya karar verdim.

Üçüncü gün hastaneden çıktığında onu barda oturmuş limonata içerken görünce koşup sarılasım gelmişti. Beslenmesine dikkat etmesi konusunda doktorlardan ciddi uyarılar almıştı. Umarım bundan sonra kalıcı olarak sağlığına dikkat eder de ailesini ve çevresini bir daha böyle korkutmaz. Çünkü günün birinde gülerek ve espriler yaparak bir yerden çıkabilir, ama böyle sinsi bir ölümü atlatamayabilirsiniz.