9 Mart 2014 Pazar

The Killing - Üçüncü Sezon İnceleme



Cinayet dizisini tanıttığım bir yazıda, uyarlanmış olduğu The Killing dizisinden de söz etmiştim. Dizinin üçüncü sezonunu dün akşam bitirdim ve bu final üzerine, şu yazıyı da bitirdikten sonra, şöyle bir depresyona girip çıkmayı planlıyorum.

Forbydelsen isimli Danimarka yapımından uyarlanan bir dizi The Killing. Danimarka versiyonunu izlemediğim için bir karşılaştırma yapamayacağım, ama Amerikan versiyonunda epey iyi bir iş çıkarmışlar. Kurgusu, olay örgüsü, karakter yaratımları ve oyunculuklar çok başarılı. Bu dizi aslında iki sezon sürmüş ve 2012'de yapımcı AMC tarafından iptal edilmişti. Fakat sonra aynı yıl içinde devam kararı alınmış ve üçüncü sezon çekilmiş. Üçüncü sezon sonunda dizi 2013'te yine iptal edilmiş, fakat yine yoğun istek üzerine dördüncü ve son sezon için sipariş alınmış. İçimden bir ses bu böyle devam ederse beşinci hatta altıncı sezona kadar görebiliriz diyor.

 Dedektifler Stephen Holder ve Sarah Linden


Dizinin başrollerinde Mireille Enos ve Joel Kinnaman, Seattle’da iki polis dedektifini canlandırıyor. Dedektif Linden teşkilattan ayrılmak üzeredir ve son gününde yeni bir cinayet davasına kendini bulaştırır. Aslında Linden’ın yerine gelecek olan Dedektif Holder bu davayı üstlenmeye hevesli ve hazırdır, fakat biraz da önceki davalarından edindiği yaralar dolayısıyla Linden bu davayı sonuca ulaştırmadan ayrılmak istemez. Gidişini erteleye erteleye ve bunu yaparken de özel hayatından bir şeyler kaybede kaybede ikinci sezonun sonunda dava çözülene kadar masasında kalır. Sudan çıkarılmış bir aracın bagajında bulunan, Rosie Larson isimli genç bir kızın davasıdır bu ve iki sezon sırf göründüğünden çok daha karmaşık olan bu cinayet davasının çözülmesi üzerinedir.

Bu ilk iki sezon içerisinde Holder bir ara Linden’ın önemli bir hatıraymış gibi sakladığı çocuk resminin ne olduğunu sorar. Bu, Linden’ın önceki ortağıyla birlikte çözdüğü bir cinayet davasından kalma bir hatıradır. Küçük bir çocuk, annesinin cesediyle evlerinde bir hafta boyunca tıkılı kalmıştır ve çocuğu Linden bulmuştur. Çocuk hiçbir şey konuşmamış, sadece Linden’e bu resmi çizmiştir. Kadının cinayeti için daha önceden de sabıkası olan kocası tutuklanmış ve hapse atılmıştır. Bu olayı anlatırken Linden adamın aslında suçlu olduğuna inanmadığını belirtir. Masum birini hapse attıklarını düşünmektedir ve işte baş karakterimizi içten içe bitiren, onu yaralayan olay budur.

Üçüncü sezon doğrudan bu küçük detay üzerine inşa edilmiş. Linden’ın masum olduğuna inandığı Ray Seward, karısının cinayetinden suçlu bulunmuş ve idam cezasına çarptırılmıştır. Fakat aynı anda, Trisha Seward’ın cinayetine benzer özellikler gösteren başka bir ceset ortaya çıkar. Linden, Trisha Seward’ın gerçek katilinin hâlâ dışarıda olduğuna ve öldürmeye devam ettiğine inanarak kendini bu soruşturmaya dahil eder. Aynı katilin imzasını taşıyan başka cesetler ortaya çıkar, potansiyel bir kurban olduğundan kuşkulandıkları bir kız ortadan kaybolur ve Ray Seward’ın vakti azalırken, Linden ve Holder’ın ellerinde çok az ipucu vardır.

Ray Seward
Dizinin üçüncü sezonunu izlerken özellikle Ray Seward’ın karakterine ve masum olduğunu bile bile ölüme gün sayan bu adamın sezon boyunca ne değişimlerden geçtiğine dikkat edin. Onu canlandıran Peter Sarsgaard’ın oyunculuğunun da karakterle böylesi bir bağ kurulmasına etkisi göz ardı edilemez. Özellikle 3x10’daki performansı bence bu sezona tavan yaptırmış. 

Bu sezonda bir başka favori karakterim de Bullet oldu. Erkek gibi giyinen ve kızlara ilgi duyan bu kıza ilk başlarda saç modeli yüzünden tilt olsam da, zamanla karakterini sevmeye başladım. Özellikle Holder’la aralarındaki ilişki, Holder’ın kıza bir ağabey gibi olması ve Bullet’ın da onu idol alması çok tatlıydı.



Linden’ı ise bu sezonda çok zayıf buldum. İlk iki sezonda sergilenen kararlı, inatçı, soğuk dedektifin kabuğu çatlamış, altında zayıf ve incinmiş bir kadın ortaya çıkmış. Linden güçsüzleşirken Holder’ın daha silik olan karakteri ise belirginleşmiş ve daha ön plana çıkmış. Görmeye alışkın olmadığımız tipte, değişik yaklaşımları olan, takım elbise yerine tercih ettiği kapüşonu ve kotuyla çetelerin ve gençlerin arasına kolaylıkla karışabilen, polis demeye bin şahit, farklı ikna yöntemleri kullanan ve güçlü sezgileri olan bir dedektif Holder. Hatta çirkin saç modeli, bakımsızlığı ve el örgüsü kazaklarıyla Linden’ın da gördüğüm en orijinal karakterlerden olduğunu söylemek mümkün.


Sonuç olarak bana, muhteşem bir kurgu ve hikaye sunan, şaşırtmacalarla, ters köşelerde, gizemle dolu ilk sezonla aynı hisleri uyandırabilen üçüncü sezonu çok etkileyici bulduğumu söyleyebilirim. CSI’lardan, Criminal Minds’lardan farklı bir polisiye arayanlara bu diziye başlamalarını tavsiye ederim.