23 Ocak 2014 Perşembe

Asil Harap - 5 - Bronz Kartal

Temsili resim

    Sabah olduğunda elleri zonkluyordu. Yüzüstü dönüp bileklerini kara bastıramadan ayağa kaldırıldılar. O kadar acıyorlardı ki, ellerini kımıldatamıyordu bile. Her adımıyla birlikte bileklerindeki kırmızı yaralar iplere sürttükçe içinden acıyla lanet okuyordu. Kahrolası ipler gevşememişlerdi bile. Anlaşılan onları gevşeterek kurtulma hayali buraya kadardı. Başka bir yol bulmalıydı.
    Güneybatı yönünde aralıksız devam ediyorlardı. Harapkale’den yeterince uzaklaştıkları için, yaed şefi günde iki molaya izin verecek kadar rahatlamıştı. Her durduklarında Vortix, yaralı bileklerini karlara gömerek acısını dindirmeye çalışıyordu. Yaraları kötü olsa da, soğuk yüzünden fazla kanamıyorlardı.
    Vortix’in esir düşmeden önce kolunu kestiği yaed, her molada esirlerin etrafında tehditkarca dolanıyordu. Vortix’in canını yakmak istediğini, fakat esirlere zarar verilmesinin yasak olduğunu bildiği için bunu yapamadığını, yine de bir fırsat kolladığını belirtmek için elinden geleni yapıyordu. Vortix onun tehditkâr voltalarını ciddiye bile almıyordu. Durumları zaten yeterince kötüydü ve Tek Kol’un bunu daha da kötüleştirmek için verebileceği fazla bir zarar yoktu.
    Üçüncü günün gecesi mola verilene kadar Anaç’ın öksürükleri gittikçe kötüleşmişti. Hem soğuktan hem de yorgunluktan sık sık tökezlemeye başlamışlardı. Aralıksız titriyorlardı ve bilinçlerini kaybedip donma uykusuna girmelerini engelleyen tek şey, vücut ısılarını dışarı vermeyen akrilon üniformalarıydı. Açıkta kalan yüzlerini ve ellerini soğuğun binlerce dişi ısırıyor gibiydi. Yürürlerken sık sık dizlerinin üzerine düştüler ve başlarındaki nöbetçilerin hırçın destekleri olmadan kalkamayacak duruma geldiler.

    Durduklarında Vortix kendini yere atmadan önce göz ucuyla Anaç’a baktı. Kendini onun yatacağı yere göre ayarlayıp rüzgarı bu kez kendisi yiyecekti. Anaç da aynı düşünceyle kaşlarını çatarak Vortix’in yatmasını bekledi. Kuzey tarafına yatmak için birbirlerinin etrafında dönerken nöbetçileri huysuzca müdahale edip ikisini de oldukları yere itti. Vortix zaferle başını kaldırıp ağzındaki bağın gerisinden gülümseye çalışırken, Anaç gözlerini kısmış, gerçekten sinirlenmiş görünüyordu.
    Vortix rüzgara doğru döndü. Dizlerini kırıp başını eğerek göğsünü rüzgardan koruyor, aynı zamanda sızlayan bileklerini de karda tutuyordu. Soğuk hiç değilse bileklerinin acısını hemen dindiriyordu.
    Başlarındaki nöbetçilerin ayağa kalkıp huzursuzca kıpırdandıklarını duyunca, isteksizce başını göğsünden kaldırdı. Şamanın giydiği postun korkunç suratı ve dişleriyle karşılaşınca hem şaşırdı hem içi ürperdi. İlk düşündüğü şey, Haraplara kötü bir şey yapacak olduğuydu. Fakat hiçbir şey yapmadı. Yalnızca uzun bir süre onlara baktı. Ardından nöbetçilerine döndü. Kısa bir komut verdi ve nöbetçilerin korku ağırlıklı bir saygıyla başını eğip anladıklarını belirtmesini bile beklemeden dönüp uzaklaştı.
    Nöbetçilerden biri yanlarından ayrıldı. Vortix omzunun üzerinden Luudman ve Anaç’a baktı. Ne söylediğini anlamış olmalılardı. Endişelenmesi gerekip gerekmediğine dair onlardan bir ipucu almaya çalıştı. İkisi de biraz huzursuz görünüyordu, fakat paniklemiş değillerdi. Vortix başını yeniden göğsüne indirdi ve sık sık temkinli bir şekilde etrafına göz gezdirerek dinlenmeye çalıştı.
    Yarım saat kadar sonra nöbetçi, yanında başka birkaç yaedle birlikte geri döndü. Elinde büyükçe bir kap taşıyordu. İki yaed Vortix’i kollarından tutup esirlerden uzağa sürüklediler. Vortix kaptan gelen et kokularını duyduğunda çırpınmaya başladı. Biri önünden biri arkasından sıkıca tutup çırpınmasını engellerken, bir başka yaed Vortix’in ağzındaki bağı çözdü ve zorla ağzını açtı. Kabı taşıyan yaed, haşlanmış ve ezilip bulamaç kıvamına getirilmiş etleri Vortix’in boğazından içeri itmeye başladı. Vortix bütün gücüyle mücadele ediyor, öğürürken boğazından aşağı kayan sıcak etlerin ne eti -kimin eti- olduğunu düşünmemeye çalışıyordu, fakat bu mümkün değildi.
    Sonunda iki avuç kadar et yedirdikten sonra, yaedler Vortix’in ağzını yeniden bağlayıp onu yerine götürdüler ve bu kez Anaç’ı aldılar. Vortix de çoğu erkeğe göre iri ve yapılı bir cüsseye sahip olsa da, Anaç yaedleri çok daha fazla uğraştırdı. Karşılığında yalnızca etini değil, bol miktarda da dayak yedi ve ağzı bağlanıp yerine götürüldü. Luudman ve Rovas da mücadelelerinden farklı bir sonuç alamadılar. Anlaşılan şaman, ne olursa olsun beslenmelerini emretmişti.
    Vortix endişeyle kamp alanına göz gezdirdi. Yalnızca tek bir erzak torbası kalmıştı ve o da yaedlerin yeme hızına bakılırsa ertesi akşam biterdi. Kimsenin elinde o ağaç kabuğuna benzer yiyeceklerden de görmemişti. Etten başka erzakları kalmamış olmalıydı. Yarından sonraki gün, içlerinden birini öldüreceklerdi!
    Anaç’ın hırıltılı öksürükleri geceyi yardı. Hem en irileri hem de en hastaları olduğu için ilk onu öldürecekleri çok açıktı. Rovas’ı cüsse olarak daha küçük olduğu için muhtemelen kendisinden sonraya bırakacaklardı. Ne yapıp edip kaçmanın bir yolunu bulmalıydı. Bunun için iplerinden kurtulması gerekiyordu. Onu yapmanın tek yolu ise kesici bir şeyler bulmaktı. Zemin diz boyu kar olmasa belki kenarı keskin bir taş bulabilirdi. Yaedlerden birinin üzerinden keskin bir şey, ufacık bir metal parçası alabilse…
    Mide bulantısını yatıştırmak için sırtüstü yattı. Eğer kusarsa ağzındaki bağ yüzünden boğulabileceğinin bilincinde olarak burnundan derin derin nefes almaya çalıştı. Ya karnı doyduğundan ya da mücadelesinden kaynaklanıyor olsa gerek, biraz önceki kadar üşümüyordu. Kiejain’in yıldızı yukarıda hâlâ kayıtsızca onları izliyordu.

*

    Luudman’ın boyun eğmiş sessizliği Vortix’in gittikçe daha çok sinirine dokunmaya başlamıştı. Adamları besi hayvanları gibi kesilmeyi beklerken, o nasıl bu kadar umursamaz görünebiliyordu? Hiçbiriyle göz göze bile gelmiyordu. Kendini tamamen onlardan soyutlamış gibiydi. Kaçınıyordu. Adeta adamlarının öleceğini kabullenmeye, kendini o ana hazırlamaya çalışıyordu. Bu yüzden mücadele edip umutsuzluğu daha acı bir şekilde tecrübe etmemek için şimdi, ayağını suya alıştırır gibi yavaş yavaş kabulleniyordu. İşte Vortix’i kızdıran şey buydu. Luudman’ın yasını, acısını, mücadelesini hak ediyorlardı. Bunu anlatmak için yol boyunca Luudman’la göz teması kurmaya çalışmış, ama başaramamıştı.
    Akşam olduğunda Vortix yine kuzey tarafına yatabilmek için Anaç’ı kollamaya başladı. Derken yerde ay ışığını yansıtan hafif bir parıltı gördü. Yaedlerin de onu fark edecek olmalarından endişelenerek hiç düşünmeden kendini metal parçasının üzerine attı. Anaç da bu fırsattan istifade ederek yine onlara rüzgarı taşıyan kuzey tarafına yattı.
    Vortix metal parçasını ellerinin arasında karın içinde tutarak bir süre yüz üstü yattı. Nesnenin yaedlerin dikkatini çekmediğinden emin olmalıydı. Nöbetçilerin ayaklarını bağlamak için yaklaştıklarını duyunca aceleyle parçayı karın içine olabildiğince derine gömmeye çalıştı. Yaedler onu sırtüstü çevirdiklerinde en yakınındakinin çenesine huysuz bir tekme attı. Nefesini kesen sert bir yumrukla ödüllendirildikten sonra bacakları ayak bileklerinden ve dizlerinden bağlandı. Nöbetçiler diğer Harapların yanına giderlerken acıyla kıvranarak yan döndü ve yeniden metali gömdüğü yerin üzerine kapandı.
    Yaedler yalnızca birkaç metre uzaklarına gidip oturmak için kendilerine karda yer hazırlarken, Vortix doğal hareketlerle nesneyi eline almıştı. Önce dokunarak inceledi. İplerini kesmek için kullanabileceği, kısmen keskin kenarları ve ince bir zinciri olan bir şeydi bu. Bir kolye? Kendine engel olamayıp merakla başını eğdi. Kanatlarını iki yana açmış, kartal şeklinde bronz renkli, avuçiçi büyüklüğündeki kolyeyi görür görmez tanıdı. Yolları ve yolcuları gözeten, özgürlük ve rüzgar tanrısı Zaon’un simgesini Yüzbaşı Luudman’ın boynunda defalarca görmüştü. Kartalın kanatlarının alt kısmındaki tüyler tırtıklı bir bıçak gibi sivri ve keskindi. Zinciri zorlanıp kopmuş görünüyordu.
    Heyecanını belli etmemeye çalışarak dönüp Luudman’a baktı. Kurnaz piç, gözlerindeki kıvılcımı nasıl da saklamıştı! Gözleri yalnızca bir anlığına buluşup acele etmesini söylediler. Hemen ardından hayattan ümidini kesmiş sönüklüğüne geri döndüler. O kadar umutsuz görünüyordu ki, yaedler ona dikkat etmeyi gerekli görmemişlerdi bile.
    Vortix ipleri üzerinde çalışmaya başlamak için ortalığın olabildiğince sakinleşmesini bekledi. Bu olduğunda da dikkat çekmemek için mümkün olduğunca yavaş ve sakin hareket etmeye çalıştı. Ne var ki ipler kalın, kartalın kanatları ise yeterince keskin değildi ve çok yavaş ilerleme kaydediyordu. Yorgunluğuna direnip bütün gece uğraştı ve bileğini saran iplerden birini, sertçe çekip koparabileceği birkaç tel kalana kadar kesti. Bileğindeki iplerden bu şekilde kurtulabilirdi, ama dirsek hizasında vücudunun etrafını saran ipleri de kesmediği sürece kurtulması mümkün değildi. Onlara ulaşabilmesi ise çok zordu. Kolyeyi bileğinin iç tarafına alıp yukarı uzatırsa kartalın kanadının ucuyla ancak dokunabiliyordu. Üstelik o da kolyenin büyük kısmını görülebilir şekilde açıkta bırakmasına sebep oluyordu. Yaedler uyuyup başlarında tek nöbetçi kaldığında, sürekli göz ucuyla nöbetçiyi kolaçan etmek suretiyle, çok ama çok ağır ilerleyerek devam etti.
    O akşam yemek yemediler ve ne kadar aç olsalar da, bunun için minnettardılar. Fakat yaedlerin son erzak torbası o gece bitti.

Asil Harap - Bölüm 4 - Atlar
Asil Harap - Bölüm 6 - Sis